Ah Şu Zavallı Bizler
Tarih : Ağustos 10, 2009 – 9:43 pm | Yazar : admin |
Merhaba değerli okurlarım.
Ah şu zavallı bizler diyerek başlıyorum bu gün yazıma.
Bu günkü yazımda işçi emeklileri derneğinde birkaç dostla birlikte yaptığımız sohbete yer vermek istiyorum. Bu sohbette ana gündem tabi ki emeklilerin durumu idi. Ama laf lafı açar örneğinde olduğu gibi neredeyse konuşulmayan kalmadı diyebilirim.
Orada konuşurken ilk önce dernek tarafından basına verilen ve emeklilere enflasyon farkı adeta bağışlanan binde on sekizlik gülünç rakam hakkındaki yazıları için teşekkür ettim. Hoş onlar yazdılar da ne fark etti, biz yazarız ne fark eder? Dinleyen bir iktidar mı var Türkiye’de? Ama keser döner sap döner dedik hep birlikte. Çünkü verilen sadakanın emekliye ne kadar refah sağlayacağını bilmeyenlerle ve emekliye de diğer katmanlara reva görülen sefaleti reva görenlere ne diyebilirdik? Toplu kanaat buydu.
Sohbet ettiğimiz insanlar muhalif falan da değillerdi, aksine A.K P. Kastamonu teşkilatlarının mümtaz üyeleriydiler. Ne yapabilirler adamlar diye soruyorum kendime, milletvekillerini bile dinlemeyen bir anlayışa ne yapabilirler? Aç kal ama ölme, ölsen de umurumda mı demekten başka nedir ki verilen bu fark?
Sonra diğer konulara değinildi. Yapılabilinenler konuşuldu ve biraz yüzümüz gülmeye başlamışken başka sorunlar gündeme geldi. Çiftçi, esnaf, işçi, memur; işsizlik, ekonomik kriz – hoş, küresel krizle avunuyoruz ya!- Kastamonu’nun problemleri. Şaşırdığım bir şey oldu alışılmışın ötesinde, sayın başkan ve yanındaki kardeşim muhalif gibi konuşuyorlardı adeta iktidara. Dayanamadım, dedim ki sizi veto ederler. ‘Evet’ dedi sayın başkan ve devam etti:
‘İşte bu yüzden denilmeyen bırakılmıyor bana. Öz eleştirimizi yapmak muhalefet midir?’
Vallahi bravo, öz eleştiri yapmaktan korkan parti üyeleri varken ve üyelere öz eleştiri yapmayı dahi adeta yasaklayan bir anlayış varken daha ne bekleyebiliriz?
Böyle yazdığımızda bize ne derler kim bilir beyler? İşte onun içindir ki suya, sabuna dokunmadım bu güne kadar. Beni bağışlayın.
Seydiler’de bir kahvenin önüne oturduk birkaç dostla birlikte. Kahveci sokuldu hemen yanıma, hani şu sigara yasağı. Dedi ki:
‘Sen nasıl yazarsın ağabey? Madem kültür yazıyorsun, şu eski kahve kültüründen de bahsetsene biraz. Yasak koysunlar tamam, ama ben sigara içenleri kışın da mı dışarıda ağırlayacağım.’ Siz olun, yanıt verin.
Sağlık deyince akan sular durur tamam, ama stres daha mı az zararlı? İnsanları strese sokan uygulamalar, insanları adeta görmezden gelmek, sağlık, eğitim…. Bırakın Allah aşkına yazmayalım. Zaten gazetemizin yazı işleri müdürü çok uzun yazdığımdan sıkıntıda. Bunlar bir başka güne kalsın olur mu?
Sizleri Allah’a emanet ediyor ve biraz rahatlatmak için bir şiirimle baş başa bırakıyorum.
Saygılarımla.
Ecelle Nikâhı Kıydım Gerdekte
Bahara dönemem zaman savuştu,
Hazanı neyleyim bırak kış gelsin,
Karanlık geceler bak gün kavuştu,
Hazanı neyleyim bırak kış gelsin.
Postumu sermişim garip çardakta,
Şarabım tükendi, bitti bardakta,
Ecelle nikâhı kıydım gerdekte,
Hazanı neyleyim bırak kış gelsin.
Uykuyu beledim, yataktan çıktım,
Dikenli yollarda yaşamdan bıktım,
Sel oldum, çağladım bendimi yıktım,
Hazanı neyleyim bırak kış gelsin.
Ben sana yolcuyum duysana hancı,
Kalbimi sarıyor bir garip sancı,
Okuyup üfleme bırak be hacı,
Hazanı neyleyim bırak kış gelsin.
Kefenle üşürüm belki ben biraz,
Kabrime dikilsin bir ağaç kiraz,
Örtünsün üstüme karlardan beyaz,
Hazanı neyleyim bırak kış gelsin.
Gelse de Azrail aman dilemem,
Nedendir kaçarsın benden bilemem,
Sevdasız yaşamda asla gülemem,
Hazanı neyleyim bırak kış gelsin.

Bu metin http://serenat-siirler.blogspot.com/2009/07/ah-su-zavall-bizler.html adresinden alinmistir.